aradablogdayazmaklazım2 yorum var - 1 gün önceÇok geç farkettim ki,sarhoşluk(her ne ile olunmuş olursa olsun) kötü şeylere neden oluyor. Hatırlanmayan aramalar,saçmasapan mesajlar,ilan-ı aşklar,aldatmalar,ayrılıklar,işe geç kalma,hep uyuma,kusma,ağlama... hepimizin başına en az biri gelmiştir mutlaka.Yine ne kullanıldığından bağımsız olarak ve genelleyerek sarhoşluktan bahsetmek daha doğru olacak diye düşünüyorum... 1)Önce taşındığım için sınav giriş il ve ilçemi değiştiriyordum.Taksim'de oturmama rağmen Ümraniye'yi seçtim ve hala o saatte nasıl gideceğimi bilmiyorum... 2)Birden bilet alıp eskişehire gittim,Alfie'ye yeterli mama koymadığım için 2 günde döndüm... 3)Yatağımda otururken kusmaya gitmeliyim dedim,pardon gitmelüyöğarkk. 4)kafam bu kadar güzel olmamalı,borçlar,kira,faturalar,insan ilişkilerim filan dedim,sonra çok üzüldüğümü farkedince bir dahaki sahnede yine...(doğru cevap) 5)eskişehir'den arkadaşlarım beni görmeye geldi,nevizade'ye gideceklerdi.benim de internette işim vardı.eve geldim,uyumuşum.eskişehir'den gelen arkadaşlarımı taksim'in ortasında bırakıp uyudum.(kalacak başka yerleri yoktu) 6)en yakın dostum "gösteripeygamberi"ne eskişehire geleceğimi söylemediğimden adalarda pişti olup sanki görüşmek istemiyormuş izlenimi verdim,pişmanım... 7)finallerime girmedim. 8)finallerime geçen yıl kafam güzelken girip her dersten geçtim.(son kez bi dersten geçtim) 9)çok az arkadaşlık ilişkisi kurabiliyorum diye oturdum üzüldüm,varolanı da mahvediyorum dedim,3 gün sonra ayıldım. 10)takvime bakıp 1 aydır çalışmadığını farkettim. 5 yorum var - 2 gün önceTamamen gerçektir: 1 ağustos:katolik okulunu yak ...(yorumsuz)... 1 yorum var - 5 gün önceeski fotoğraflarda kaldı gülümsemen, oysa ki sen yenilenmiştin bende, önünde bira şişeleri yine, ben o anı aklıma kazımışım. genç ama bir o kadar yorgun gözlerinden, her yolculuğumda, şimdi hangi şehir benliğini buluyor senle, kollarını iki yana açıp, zaten ne önemi var ki, yarim... 31.08.2008 Pazar 05:42 5 yorum var - 27 Ağustos 2008 06:53120 günde sadece 20 gün "gezmek,hava almak ve biraz sosyalleşmek için" evden çıktım. 120 günde toplam 23 gün "sadece" bakkala gitmek için evden çıktım. 120 günde 20 gün çalışmak için evden çıktım. Bu 20 günün 16'sında iş için Ankara,Bursa,Yalova ve Trabzon'a gittim,ama kesmedi. 120 günde sadece 7 gün ailemi ve birkaç arkadaşı görmek için Eskişehir'e gittim. 120 günün toplam 50 gününü evden hiç çıkmadan geçirdim. Tamı tamına 50 gün...Film ve dizi izlenen,birkaç kitap okunan,bolca sigara,çay ve kahve tüketilen,biraz internete girilip oyun oynanan,çoğu kedimle veya yalnız geçen koca 50 gün.En az 500 saati uyuyarak geçmiş tam 1200 saat... Boşa mı geçti?Hayır.Belki de gerekiyordu.Ama şimdi sokağa çıktığımda eskisinden daha çok eve dönmek istiyorum.Bir semt öteye gidip 2 saat geçirsem hemen eve dönmek istiyorum.İçkiden zevk almıyorum.Bara gitmekten de öyle.Bir kafede oturmak da çok sıkıcı.Çalışmak gerek belki delice ama mutsuz edecek işler var sadece... Asosyal,Anti Sosyal,Sosyal Fobik...Adına ne denir bilmiyorum.Bazen evde gerçekten sıkıldığımı hissetsem de çıkamıyorum.Yine elimde kumanda Cnbc-e'de buluyorum kendimi,ya da bilgisayarın başında... İnsan kendi ile çok fazla geçirince kendine dönüyor,bazen çocukluğuna...Hafızadan silinmeye yüz tutmuş anılara...Ben bunu unutmuştum deyip şaşırıyor.İç dünyasına,hayal gücüne kavuşuyor."Meğer ne çok şey yaşamışım,şimdi hayal gibi geliyor,ne çok arkadaşım varmış" diyor.Geçmişindeki ufak ayrıntıları,tatları hatta kokuları tekrar alıveriyor.Uzun zamandır düşünmediklerini düşünüp hayaller kuruyor.Bir sürü film senaryosu fikri çıkıyor.Bir sürü ütopya kuruveriyor.Ama dış dünyadan gitgide uzaklaşıyor.İnsanlardan,ilişkilerden... Dışarı mı çıkmam gerekiyor bilmiyorum. Hala oturuyorum. sanırım böyle mutluyum... 8 yorum var - 15 Ağustos 2008 23:17http://cerevs.sosyomat.com/blog/1900843 Yukarıdaki(bazı açılardan bakıldığında aşağıdaki) yazıda Alfie'nin başına gelenlerden bahsetmiştim.Bikaç ayrıntıyı atlamışım. İnsanlık öldü dedirtenler; 1)Siz ey Cihangir mahallesinin orospu kılıklı,kokoş,sözde hayvansever gergedanları; "Bu saatte açık veteriner bilen var mı?" diye Cihangirin 4 farklı yerinde,gecede milyarlar bıraktığınız barların önünde böğürdüğümde bana alık alık ve anlam veremeyen bakışlarla baktığınız için eskisinden daha çok nefret ediyorum sizden. 2)Yine aynı insanlıktan nasip almamış kokonalar; Hepinizin (ama hepinizin) altında araba olmasına rağmen bir kişi can çekişen bir kediyi veterinere götürmeye yardımcı olmadıysa yarından tezi yok bırakın bütün evcil hayvanlaınızı sokağa,sevmiyorsunuz siz onları,gösteriş için sizle yaşamaya mahkum bırakıyorsunuz... 3)Ey bana zehirli ve bayat damlayı satan paragöz petshop.Seni öldürmeye üşenmesem,seni öldürürdüm. 4)Ey bizi kısa mesafe götürmeyen,kedi arabayı pisletir mi diye bakan,bi kediye neden bu kadar önem verildiğini anlamayan,bizi yetiştirmeye çalışmayan 3 taksi şoförü abicim; 5)Ey veterinerin parasını ödemek için borç istediğim ama olduğu halde param yok diyen arkadaşlarım; İnsanlık ölmedi dedirtenler; 1)Biz cihangirin göbeğinde çırpınır bağırırken vakit kaybetmeden internetten açık veterinerin adresine bakıp bize söyleyerek belki oğlumun hayatını kurtaran abla; Bize umut oldun. 2)2. bindiğim taksinin şoförü abi.Alfie'ye bakıp bakıp "off,yazık çocuğa diyen",taksiye ambulans muamelesi yapıp yolları açtıran,bizi 4 dakikada 30 km. yol götüren,taksi parasının yarısını almayan,üstüne işini bırakıp Acil'de bizle 2 saat bekleyen,1 gün sonra arayıp durumnu soran sen olmasan "biz" ölmüştük. 3)Yarın belki 1 yıl ödeyemeyeceğim bir senete imza atmamı isteyecek olan "X" klinik doktorları; her ne kadar Tarabya kokoşlarından parasız insanlara iğrenç bir yüz ifadesiyle baksanız da Alfie'ye baktınız ,ilgilendiniz,tehlike geçmese de onu kurtardınız. Siz de sağolun... 4)Yine borç istediğim,en zor zamanımda desteğini talep ettiğim,hep gerçekten dostum olduklarına emin olduğum insanlar; Hepinize bin kat daha fazla saygı duydum,teşekkürler... Not:Akşam sularında Alfie'yi ziyaret ettim.çok bitkindi ama inlemiyordu.ağlıyordu ama bana sarılmaya çalıştı.İnşallah yarın evdesin oğlum,evindesin... 26 yorum var - 15 Ağustos 2008 20:14Dün gece en yakın dostum,benden ayrı uyuyamayan,her yemek verişimde teşekkür eden,80 gündür ayrı uyumadığım kedim Alfie zehirlendi. Pet shoptan aldığım pire damlası tüylerine yayılınca o da yalamış sanırım.Akşam eve geldiğimde nefes alamayan gözleri mosmor,yalpalayan,çırpınan,beni korkutan sesler çıkaran bi haldeydi.O benim çocuğum,oğlum,arkadaşım.En derin uykusundan ben oda değiştirince kalkıp peşimden gelen,patisiyle bana sarılıp televizyon seyreden;"sevgiliye ihtiyaç yok,dışarı çıkmaya gerek yok" dedirten 5 aylık yavrum boktan bir sebeple ölüyordu.Kusmuş,korkmuş yavrumu havluya sardım çıkardım.taksiye bindik ama "hayvan seviciliğiyle" ünlü koca cihangirde taksimde beşiktaşta ortaköyde mecidiyeköyde gecenin ikisinde açık veteriner yoktu.iki saat geçti ve artık takside ölecek diye bekliyordum.Sonra "Tarabya"da bir yer olduğunu öğrendik,götürdük.İki gündür orada.Serum,iğne,insülin, herşeyi verdiler.Oksijenle biraz kendine geldi.Şimdi 18 saat oldu hala orada.Yarın çıkacak ve umarım iyileşecek.Tabi bu arada bir insana mikrocerrahi ameliyatı yaptırsan vermeyeceğin(vermediğim) parayı istiyorlar.Umarım senetle filan rehin bırakmak zorunda kalmamı engelleyeceğim. Hayatımın en kötü gecesiydi çünkü elimde bir can gidiyordu.hayatımdaki en değerli şey.hem de küçücük,masum bir kedi.Hiç bu kadar adrenalin salgılamadım sanırım,hiç bu kadar ter... Belki bir hayvanla bu kadar yakın olmayan-olamayan anlayamaz ama odamın kapısını "açarak" girişini özlediğim kedim ölseydi kendimi vuracaktım.hem de hemen,orada... Tek düşündüğüm buydu... Yaşayamazdım... Seni çok özledim Alfie,şimdiden...hadi yarın gel de sarılıp uyu babanla hem ton balığı aldım,sonra da çay bahçesine gideriz... 5 yorum var - 04 Temmuz 2008 18:35Kimi zaman bir paket sigara eşlik eder yalnızlığına Kimi zaman ucuz bir şarap yahut bir kedi... Mecburi iyimserlikler bulunur etrafımızda. "Takma!" der."Boşver!" Sense oturmuş yatağına, Etrafına bakar,mutluluklar görürsün. Ama çoğunlukla senin gibi yanlızlıklar... El uzatmazsın hiç,kabuğunda mutlusun... Öyle kal madem,güzelliğin bozulmasın... Lakin onca yanlız yüz arasında Bu sessizlik hepimizi acıtmaz mı? 5 yorum var - 23 Haziran 2008 11:14Bilim camiasının farklı dallarındaki bilimcilerin büyük bölümü evrimin doğayı, dünyayı ve kâinatı açıklamada en güvenilir kaynak veya yöntem olduğu konusunda birleşir. Seksenlerde ABD’li bilim adamları arasında yapılan çok geniş kapsamlı bir araştırma, doğa bilimleri alanında uzmanlaşmış 500,000 bilim adamının %99,85’lik bölümünün evrim kuramını desteklediğini ortaya koymuştur. O yıllardan bugüne, pek çok kez güvenilir bilim çevrelerince evrimin “bilimsel” olduğu açıklanmış ve bilindiği üzere çoğu yerde bu uğurda çetin mücadeleler verilmesi gerekmiştir. Son yıllarda yapılan araştırmalar da bilim çevresinin, “%75’i doğa bilimleri veya biyoloji dışında uzmanlaşmış”, yalnız %0,158’lik bölümünün evrimi reddettiğini göstermiştir. “Big Bang” ise ortaya atıldığı ilk günden beri milyonlarca yıl kâinatı sorgulamanın sonucu olarak sadece görünen veya görünmeyen onlarca şeyi putlaştırmaktan ileri gidememiş olan insanın atladığı en büyük ve önemli eşiklerden biri olacağını kanıtlarcasına önemsenmiş ve bilim çevrelerinde bir “milat” olarak görülmüştür. Kâinatın sürekli bir hareket ve genişleme halinde olduğu fikrinin kabul görmesiyle birlikte bu hareket ve genişleme geriye sarıldığında ilk çıktığı noktaya yani en yoğun haline; belki maddenin özüne; en yoğun ve güçlü; en sıcak ve küçük haline ulaşılabileceği fikri de oldukça heyecan yaratıcı bir biçimde yaygınlaşmıştır. Evren sürekli genişlediğinden maddenin ve bu büyük enerjinin atomlarında bir ayrışma ve yoğunluk kaybı oluşur ancak kâinatın evrimi tek yönde(ayrışma yönünde) değildir. Ayrışan madde, parça veya atomlar uzayda zaman zaman sese, belki ışığa yaklaşan bir hızda devinirken aynı zamanda bir “toplanma” veya yeniden birleşme de oluşturur. En başta, basit anlamıyla yoğun gaz bulutları oluşturan, ancak hareketin hızı nedeniyle önce ısı kaybedip soğuyan, sonra donarak katılaşan kâinat parçaları bu hızlı devinimde ya da maddenin halleri arasında yaptıkları bu yolculukta koptukları parçalara “ana rahmine dönme sendromu” gibi bir bağlılıkla yapışabilir. Göller sıcakta buharlaşıp nasıl önce bulut, sonra yağmur oluşturuyor ve sonra o yağmur nasıl tekrar göle düşüyorsa kâinat da sayılarla açıklanamayacak kadar çok kez ve ölçülemeyecek kadar büyük bir hızda devinir. Bu parçalanıp sonra özüne dönme olayında Samanyolu, Güneş ve hatta Dünya bile çok küçük kalırken insanoğlundan bu ölçekte bahsedilemez bile. Ama buradan insanoğlunun önemsizliği değil, çok idealist bir tanımlamayla “tanrısallığı”, belki şaşırtıcı büyüklükteki önemliliği çıkar. Ancak asıl soru diyalektiğe aykırı tek şeyin bu hareketin durması haline geldiği tezimizde sürekli devinen, farklı evrimsel süreçleri bir arada barındırabilen, canlı türleri ve yaşamı yaratan, sonra onları daha ileri veya geri başka şeylere dönüştürebilen evren, kendi sonsuzluğunu mu kanıtlamış oluyor? Ve bu döngü, evrenin canlı yaşamına izin vermeyecek hale geldiği kurgunun koşulunda bile sürecekse yaşamın, evrenin veya bu döngünün kendisinin ne anlamı kalır? Veya evrenin ve hayatın bir sonu olduğunu söylemek mi, yoksa sonsuzluğunu ispatlamak mı daha iç açıcı olur? Henüz cevaplayamadığımız bu soruya, bugün çoktan aştığımız pek çok eşiğe bakıp sonra geri döndüğümüzde yüzümüzde hafif bir gülümseme ve rahatlık olmaması beklenemez, çünkü evrimi; bir yöntem olarak diyalektiği kurgulayabilmiş bir türün bu soruya birçoğumuz hala hayattayken cevap vereceğine olan güveni yüzümüzde kararlı bir devrimcinin eylem sonrası meydana bakışı gibi kalır. Evrenin 14 milyar yıldır süregelen evriminin ilk 0,01 saniyesinde bile(henüz genişlememiş olan yoğun enerjinin bir yoğunluk merkezini ya da bir başka deyişle bugün hissettiğimiz zamanı oluşturmamış olduğu koşulda) yüz milyarlarca derece sıcaklıktaki enerji yoğunluğu(elektron, pozitron, foton, nötrino ve antinötrinolardan oluşur) ,bugünün galaksilerinin atası olan nötron ve protonu barındırırdı. Saniyenin 0,1’i geçtikten sonra ise milyarlarca atom bombası yoğunluğunda enerjiye sahipti ancak bu kısacık sürede on milyar dereceye kadar soğuyabilmişti.(bu, bize evrendeki şeylerin ne kadar hızlı devindiğinin kanıtıdır; elbette evrenin dışından bu olağanüstü olaya bakabilseydik bunu fark edebilirdik!) Bu “Büyük Patlama” esnasında olanları deneyle canlandırmayı başarmış olan bugünün insanı; o anki tepkimenin %27 oranında helyum içerdiğini kanıtlayabilmiştir ki bu da hem “Big Bang”in hem de evrimin yerçekimi kadar hissedilir bilimsellikte olduğunun ispatıdır. Ayrıca bu olayı laboratuar ortamında canlandırabilmiş olmak bile; kâinatın 14 milyar yıllık, dünyanın 4,5 milyar yıllık evrimini bedeninde ve zihninde taşıyan insanın varlığını en gerçek kıldığı anlardan biri olmuştur. Bu süreç insanın; açıklarken başına ve sonuna bir veya birkaç tanrı koymak zorunda hissettiği evrene hakim başka bir deyişiyle “tanrı” oluşunun başlangıcı olmuştur. Elbette ki insanın, devrimciliğiyle bile karşı koyamayabileceği kadar büyük nesnellikler, evriminin gereği belki sonucu olan şartlar kolaylıkla ve çabucak oluşup insanlığı belki tüm canlı zerrelerini yok edebilir. Bu çaresizliği insana haber veren de doğanın kendisi, bilim belki de yine insan olabilir. Yani bu kez ağalar, derebeyleri, burjuvazi veya krallar hatta tanrılar insanı ve canlı yaşamı yok etmeye kalkmayabilir; insanoğlu salt bilime dayanarak bunun engelleyemeyecekleri kadar büyük bir maddi gücün eseri olacağına kanaat getirebilirler. Ve insanoğlu kendini fark etmeye bu kadar yaklaştığı ve açıklayamadığı şeyleri bu kadar azalttığı bir zamana çok uzak olmayan bir anda kendi ölüm fermanını evrenin yüzünde okuyabilir. Parçalanan veya ayrışan hiçbir maddenin aynı “yoğunlukta” toplanamayacağı bir gerçektir. Uzayda büyük bir hızla dağılan maddeler zaman zaman sürekli hareketleri nedeniyle bir araya gelme “kararlılığı” kazansa da(kuarkların proton ve nötron; nötron ve protonun da birleşerek atomu oluşturması bile yaklaşık 300,000 yıla bedel olup sıcaklık 2726 dereceye düşene kadar geçen zaman ve harekete gereksinim duymuştur ki bu da insana ve tüm canlılığa mükemmellik atfeder çünkü bugünün insanı hayatta kalma mücadelesinin yanında bugün artık bunu sorgulama erdemine erişmiştir) 14 milyar yıl boyunca soğuması ve dağılması süren ve üzerinde bu boyutlarımızla varılabildiğimiz evrenin; başlangıcından bugüne geçen 14 milyar yıldan az zamanının kaldığına; bir başka deyişle zamanda ortaya ya da başlangıca değil sona yakın olduğumuza işarettir çünkü: 1)Bir zamanlar elektrik yüklü olan parçacıklar radyasyonu emerken artık nötr olan atomlar gazı şeffaflaştırıp radyasyonun uzayda kolayca yayılmasına sebebiyet verir. 2)Uzay genişledikçe radyasyonun dalga boyu uzar ve soğuk bir cisimden geliyormuş gibi algılanır. 3)Yıldızlar ölmek üzere olan közler olduklarından(birçoğu binlerce ışık yılı uzaktadır ve bu da binlerce yıl önceki hallerini gördüğümüzü gösterir yani çoğu zaten ölmüştür) evrenin her yerinde sıcaklığın soğukluğa dönüştüğünü kanıtlar ve enerjinin boş uzaya dağıldığı açıklanmış olur. Bu üç maddenin bize anlattığı bir tür ısı ölüm yani işe çevrilemeyen maksimum enerjidir. Daha açığı tüm enerjinin kozmosta eşit olarak yayıldığı, ışık, canlılık ya da ısı barındırmayan, zamanın söz konusu olmadığı kapkaranlık bir cehennem, belki bir son kurgusudur. Sonsuzluk, yani sürekli devam eden bir hareket ve devinim bile belli bir zamanı anlatır. Bu “son” kurgusu ise evrime veya diyalektiğe aykırı değildir çünkü zamanın dahi yok olduğu bu düzlemi zaten evrim yaratır. Yani evrenin yeniden aynı yoğunluğa ulaşıp başa döneceği, bunun amaçsızca ve defalarca başa dönüp bittiği sonsuzluk kurgusunu bu düzlemde yine bilim yıkar çünkü klasik fiziğin temel direği olarak ayakta duran, termodinamiğin ikinci yasası olarak bilinen ilke, doğanın temel eylemlerinin geri dönüşsüz olduğunu bildirir. Doğa yalnızca bir yönde işler. Son kurgusu bilim tarafından bakanlar için evrene uyarlandığında elbette sonsuzluktan daha gerçektir. Ancak bunun yukarıdaki örnekteki gibi salınımla değil gravitasyon ve toplanma – yeniden yoğunlaşma ile olacağını da söylemek olasılık dışı değildir. Evreni genişleyen bir balon gibi düşündüğümüzde yoğunluğu merkeze göre çok az olan çeperlerin(eni sonu bunun da bir düzlem üzerinde olduğunu kabul etmek Tanrı’yı kim yarattı sorusundaki tavuk mu yumurtadan çıkar hikâyesine döneceğinden bu yapının konumunu veya rengini, zamanını düşünmek hem gereksiz hem de olanaksızdır) maddeler arası çekim düşünüldüğünde duman gibi yok olması söz konusu değildir. Yerine, hal değiştirir. Galaksilerden gelen ışığın kırmızıya kayması bize artık evrenin genişlediğine şüphe bıraktırmayacağından “öze dönüş” teorisi de makul bir bitiş senaryosu olabilir. Bizden yüz ışık yılı uzaklıkta olan yıldızı görüyor olmamız iki şey düşündürür: 1)Orada elimizde bir dev teleskopla bulunup dünyaya bakma olanağımız olsa dünyanın yüzyıl önceki halini yani geçmişi görebiliriz. Yani zaman, bir yere göre yaşansa da bir yere göre yaşanmamış olabilir. Yani görelidir. İzafiyet veya kuantumla kafa karıştırmak yerine bunun dünya ile yüz ışık yılı ötedeki yıldız arasındaki devasa mesafeden kaynaklandığını söyleyip burayı geçersek elimizde şu kalır: geçmiş, yok olmayıp uzayda bir yerlerde görüntü, görünge veya bir başka boyut olarak kalıyor olabilir mi? 2)Çeperlere yakın, yoğunluğu az yerlerde zamanın bu ana göre hızlı, bu anda ise(evrenin – o devasa balonun – koşullarımız gereği merkezine yakın bir yerinde ve çeperlere göre çok yavaş hareket eden bir yerinde bulunuyor olmamızla ilgili olarak) tüm evrenin en yavaş hali hissediliyor olabilir mi? Evrendeki tüm maddelerin oluşturduğu gravitasyonun bileşkesi, ışığa belirli bir kırılma eğrisi verir. Bu da çapı 13–20 milyar ışık yılı olan bir çemberin meydana getirdiği eğridir. İlginç olansa bu eğride bir fizik üstü durum bulunmasıdır; Newton fiziğine göre düz gitmesi gereken ışık, evrendeki maddelerin oluşturduğu gravitasyon nedeniyle bir süre sonra çıktığı yere döner. Örneğin; saniyede 300.000 km. hızla uzayda yola çıkan bir güneş ışını büyük bir kozmik çember çizerek yaklaşık 200 milyar dünya yılında kaynağına döner. İnsanoğlu 1960’larda anten geliştirmeye çalışırken evrenin ilk oluşumunda ortaya çıkan bir yankıyı saptadı. Bu zayıf ıslık sesi bize geçmişin uzayda ya da evrende yalnızca görüntü olarak değil ses olarak da kalabildiğini kanıtlamakla beraber elbette ki “Big Bang” ile ilgili ciddi bir delil sunarken bizi de evrenin mükemmeliyeti konusunda dehşete düşürür. Bilim insanları bu sesi incelediklerinde şaşırtıcı bir şey daha buldular: dalgalar evrenin her yanına homojen biçimde yayılmıştı. Televizyonlarda yayın koptuğunda gördüğümüz karıncalı görüntüyü bu sinyalin yarattığı tahmin edilmektedir. Einstein’a göre her an yapısı ve etkisi değişen radyasyon alanı, sadece ışığı değil, zaman boyutunu da kırarak, büyüklüğü sınırlı; fakat sınırları belirsiz bir evreni oluşturur. Yayılma olayı ise maddeler arası çekim gereği sonsuz kalamayacaktır. Laboratuar deneylerinde dahi gama ışınlarının yüksek enerjili ışıma fotonlarının elektron ve proton çiftleri oluşturmak için birbirlerine etki ettiklerini göstermiştir. Maddeler arası gravitasyon da düşünüldüğünde, evrenin en baştaki küçük, aşırı sıcak ve yoğun haline yani özüne dönerek yok olacağı da iki önemli son kurgusundan biri olabilecek kadar mantıklıdır. Ancak bu mantık tek bir şeyi değiştirmez: o da yakın zamanda doğal seleksiyonla zayıf bazı türlerin, daha uzun zamanda insanın, sonra belki dünya ve güneş sisteminin, sırasıyla Samanyolu ve diğer galaksilerin yoğunlaşarak ya da salınıp yoğunluk yitirerek ve sürekli zayıflayarak öyle veya böyle sonlanacağıdır. Elbette ki bu, kapitalizmin şimdiki halinden bile acımasızlaştığı karamsar ütopyalardan elbette ki çok daha uzun(belki milyarlarca yıl kadar) zamanda ve tüm canlılık gibi insanın da kendi aklıyla, gücüyle ve belki devrimciliğiyle direneceği ama kendisinden milyar X milyar daha güçlü bir devinime karşı koyduğunu kurgulamanın örneğin bana bir devrimci olarak idealist gelmesi ve hatta ”bilim bunu nasıl olsa zamanı geldiğinde açıklayacak” kolaycılığıyla bile kaçamayacağımız kadar bilimsel bir gerçekliktir. Evrenin bir başlangıcı ve sonu vardır. Bilim bunu açıklar. İnsan beyni bunu kurgular. İnsanoğlu kendini, kendine yetersizlik atfeden hurafelere vermek durumunda değildir. Evrim hep aynı hızda ilerlemez ve bazı eşiklerden sonra diğer hedefler daha kolay gelir. İnsanın ateşi bulması on yıllar sürerken; elektrik bulunduktan yalnızca birkaç yüzyıl sonra ve bunun da sayesinde bugün dizüstü bilgisayarlar icat edilip çılgın bir iletişim çağı kurgulanabilmiştir. Onca eksiği olan SSCB’nin bile uzay araştırmalarında insanlık tarihi açısından çok kısa sürede, insanlık tarihi açısından çok ileri noktaya varmasını bununla açıklayabiliriz. Bu kurgular, bu boyutuyla evrim ve bu zaman algısında insanlık tarihi(ki spesifik olarak düşünüldüğünde oldukça devasadır hatta “Seramik ve Çömlek Yapımı” gibi spesifik bir konu bile devasa kitaplara sığacak kadar bilgi içerir) çok küçük kalır. Ve yine tüm bunlar düşünüldüğünde bugünkü toplum, bugünkü toplumun insanı, basını, ekonomisi oldukça geri ve uzak kalır. Ancak bizler biliriz ki yalnızca insan için var olan ve insanı merkezde – o yoğun alanda – tutan bir sistem bundan “sadece” yüzyıl sonrasına bile insanı; sorularının tamamına yakınına cevap bulmuş, edilgen olmayan bir canlı haline getirebilir. Evrenin dışında bir göz olduğunu varsaysak veya bir an orada olduğumuzu kurgulasak ve oradan buraya baksak muhtemelen çokça boş şeyle geçip hızlıca gidip biten bir zavallılık görebiliriz. Kapitalizm bu kurgulara göre çok geri kalır. Bu kurgu ışık hızıysa kapitalizm kaplumbağadır ve yine biliriz ki bu sefil düzen yalnız bu dünyanın meseleleri için değil, yalnız sınıfsal ve ekonomik nedenlerle de değil ama tarihsel ve insanlığı da aşan bir spektrumdaki zorunluluk nedeniyle yok edilmeli ve kırıntıları uzaydaki boşluğa savrulmalıdır. 4 yorum var - 16 Şubat 2008 00:45Erdil Yaşaroğlu'nun bir karikatürü vardı.Galile ile bir papaz yolda yürürlerken bir kadın görürler.Galile kadına bakar ve "off göğüslere bak yusyuvarlak" der.papaz pis pis bakar Galile de "yok yok düz,tepsi gibi hatta"der:) Eğer dünyanın döndüğünü bulan adam olsaydık kilise tarafından yakılacağımızı bile bile buna inanmayı,bunu gönül rahatlığıyla söyleyemesek bile başkalarının inanması ve açıklayabilmesi için kanıtlarını saklar mıydık?ya da vaz mı geçerdik? Bugün için kapitalizmin iğrenç bir düzen olduğunu bilip,sömürünün,baskının,haksızlığın karşısında durmamak,mücadele etmemek büyük bir yalancılıktır.Bu tam da bilim adına yapılmış bir keşfi örtbas etmeye,dünyanın tepsi gibi olduğuna inanmaya boyun eğmeye,veya öküzün boynuzlarına tamah etmeye benzer.Bugün düpedüz soyulduğumuzu,düpedüz kandırıldığımızı,bağımlı hale getirilip kullanıldığımızı görmemek mümkün mü?peki buna karşı duruş sergilemek yerine rahat koltuklarımızda oturmak samimiyetsizlik,yalancılık değil mi? Bugün işyerimde 800 ytl maaşla iki çocuk okutmaya çalışan memurun "paralı" eğitimi savunması yalancılık değil mi?bugün kimi insanı kandırarak,kimi insanı da satın alarak akabul ettirilen paradigmalar,faşizan söylemler bile daha makuldür ancak bir insanın "ben çocuğumu paralı okuturum,parasız eğitim mi olur?" demesi ne tür bir şahsiyetsizliğe eşdeğer gelir? Bugün mücadele eden insanların hemen hemen tümüne söylenen "başına bişey gelir,devlette çalışamazsın,askerde ezilirsin,hapislerde çürürsün,mimlenirsin,fişlenirsin,alanlarda slogan atma,barlarda böğür" türünden klişe laflara verilecek tek yanıt ve belki en masumu; "Ben Yalan Yapamıyorum" olurdu... biliyorum insanlar aç,biliyorum insanlar haksız yere öldürülüyorlar,biliyorum sırtımızdan niceleri zengin oluyor... biliyorum "Dünya Dönüyor"!... yalan yapamam... 2 yorum var - 18 Ocak 2008 23:35OKUMALARIMIZDA ZORLANABİLECEĞİMİZ KELİMELER A Ampirizm: deneycilik (bir kural yada kurama dayanmayan, sadece deneye ve gözleme dayanan) A posteriori: bilgiyi duyular aracılığı ile bulma, bilginin ancak duyular ile keşfedilmesi Anglo-sakson: Germen kavimlerinden Anglar, Sakslar ve Jutlar'a verilen isimdir. Bu milletler bu günkü İngiliz milletinin çekirdeğini meydana getirmişlerdir Anakroni: kronolojik hata Akılcılık: bilgiye ancak insan aklı aracılığı ile ulaşılabilmesi Aferizm: çıkarcı özel iş Avant-garde: seçkinlerin sanat teorisinde ve politika felsefesinde öncülük yapması Antogonizma: Uzlaşmaz çelişki Agnostik: bilinemez Amorf: biçimsiz Akreditasyon: denklik Anarko-sendikalizm: İşçi sınıfı mücadelesinde sendikal örgütlenmeyi, Leninist örgütlenmenin önüne koyar. Anarşistçe örgütlenir. Akronik: Kronolojik hataya sahip olan Arkaik: İlkel B Blanquizm: iktidarın bir sınıfla değil, öncü azınlıkla ele geçirilmesi Beis: engel, kötülük Bonapartizm: Burjuva egemenliğinin “bazı parlamenter süslemelerle” bürokratik yapıya sahip ve askeri diktatörlükle tamamlanan yönetim biçimi. Bu yönetimde işçi sınıfının sömürülmesi, polisiye baskılarla artırılır. C Çartist hareket: People’s Charter (Halkın Bildirgesi) sözcüğünden geliyor. Dilekçeciler Hareketi adı da verilen, işçi sınıfının özgücüne dayanarak ortaya çıkardığı hareket. Sanayi Devrimi sonrası ortaya çıkan toplumsal adaletsizliklere karşı ülke çapında ilk işçi eylemi. İngiliz işçi sınıfının parlamentoda yapılmasını istediği reform hareketi. Hareket, işsizliğin büyük boyutlara ulaştığı 1837 ekonomik bunalım dönemine denk düşüyor. D Determinizm: evrende olup biten her şeyin bir nedensellik ilişkisi içinde geliştiğini, tarihteki olay ve olguların mutlak olarak nedenlerine bağlı olduğunu ve nedenleri tarafından koşullandığını savunan düşünce Diakroni: Ardışık Deklase: Hiçbir toplumsal sınıfa ait olmayan Düalizm: Herhangi bir alanda birbirlerine indirgenemeyen iki karşıt ilkenin varlığını ileri sürme... Bircilik ve çokçuluk terimleri karşılığıdır. Dualizm, temelde tanrılık yer (öte dünya) ile insanlık yer (dünya) ayrımını ileri süren dinsel ikicilikten yansımıştır ve evrenin özdeksel birbirini yadsıyan gerici bir görüştür. Dualistlerin tümü idealisttir, çünkü özdensel yapının karşısında bir de ruhsal yapı olduğunu kabul ederler E Eklektik: seçmece, faklı bütünün parçalarından oluşan Empirik: tecrübeyle, kişisel deneyimle ilgi olma hali Epistomoloji: bilgiyi inceleyen bilim F Fenomen: bizi çevreleyen dünyada duyular ile algıladığımız her şey Fütürizm: 20yy’ın başında yeni yaşamı ve yeni yaşamın teknolojisini özne alarak tanımlayan, hareket ve dinamizme önem veren, geleneksel kuralları yıkma amacı güden bir sanat akımı olarak doğmuştur. İtalyan Şair Marinetti’nin 1909'da Fransa’da yayınladığı bildirgeyle ortaya çıkan bu akım; şiir, edebiyat, resim, grafik, tipografya, heykel, ürün tasarımı, mimarlık, fotoğrafçılık, sinema ve tiyatro eserlerini içeren bir hareket olarak başladı. Yaşamın sürekli değiştiğini, sanatın da yerleşik bütün kuralları bir yana bırakarak yeni biçim ve anlatım yolları yaratarak bu değişime ayak uydurması gerektiğini savundu. Ancak Fütürizm başta bir sanat akımı olarak yapılanmış olsa bile, günümüzde, her konuda gelecek üzerine düşünenlerin öngörülerini, gelecek senaryolarını, fütürist fikirler başlığı altında paylaştıkları bilimsel bir kavramdır. H-G Homojen: parçaları aynı yapıdan oluşan bütün Heterojen: parçaları başka yapılardan oluşan bütün Hümanizm: insanı, insani ilgi ve çıkarları temel alan, insanın doğallığını,özgürlüğünü ön plana çıkaran felsefe. Goşist: asiri siddet yanlisi. (80 öncesinde İlerici Gençlik Derneği üyelerinin Dev-Yol’cular için kullandıkları kavram) J Jakobenler: 1789 Fransız Devrimi’nin önde gelen siyasi gruplarından birisi. Grup üyeleri toplantılarını Dominikenlerden kalma manastırda yaptıkları için halk arasında Jakobenler diye anılıyorlar. Grup, aşırı eşitlikçilikle birlikte şiddet yanlısı politikalarıyla tanınıyor. Amaçlarını, devrimin kazanımlarını aristokrasiden gelebilecek gerici hareketlere karşı korumak olarak özetlemek mümkün. Görüşlerinden kuşku duydukları kişileri izliyor, Hıristiyanlığı etkisizleştirme hareketine önderlik ediyor ve devrim şenlikleri düzenliyorlardı. K Konsolide: pekiştirilmiş Konjonktür: belirli bir zamanda, belirli bir coğrafyada var olan şartlar Kümülatif: artarak, arkadakileri içine alarak ilerleyen Korporatizm: Bireycilikle birlikte kolektivizmi de reddeden ve mesleklerin, karar alma yetkisine sahip, hükümet katında temsil edilen, kararları kamu güçlerince yaptırıma bağlanan, sürekli ve kurumsal organlar halinde örgütlenmeleri öneren öğreti. Katalizör : kimyevi bir reaksiyonun hızını arttıran veya yavaşlatan maddeler M-N Müjik: köylü (özellikle rus köylüsü için kullanılır. Fakat yoksul köylülükten öte tarımsal üretimde bulunabilecek toprağı olanlar için tercih edilir) Mediokrasi: mediokrasi: yöneticilerin, kıdemlilik sisteminin getirdiği katı hiyerarşi yüzünden yahut kendilerini koruyan özel kanun maddelerinden dolayı, kendilerinden beklenen verimliliğin sağlanamaması durumunda bile yönetimden uzaklaştırılamadıkları yönetim tarzı. Mevduat : geri alınabilir, bankaya yatırılan faizli para Manivela: kaldıraç Merkantalizm: Avrupa'da 15. ve 18. yüzyıllar arasında kendini göstermiş bir iktisadi akımdır. buna göre; bir milletin refahı temel olarak sahip olduğu maden kaynaklarına (özellikle de altın ve gümüş) göre belirlenir. bu yüzden altın ve gümüş gibi madenlerle devlet hazinesi doldurulmalıdır. bu anlayışa sahip devletler dışarıdan hammadde dışında hiç bir ara mamül ithal etmezler. hammaddeleri alır, işler ara veya tam mamül olarak satarlar. dolayısıyla dış ticaret nedeniyle oldukça fazla miktarlarda altın veya gümüş elde etmiş olurlar. sonra hazine altın veya gümüşle dolunca ordu bunlarla beslenir. ordu beslenince de ticaret yollarını kontrol altında tutar. böylece bir çevrim (döngü) meydana getirilmiş olur. yine bu kardeşler özellikle dünya maden yataklarının sabit olduğu (sınırlı) bu yüzden elde edilebilecek kadar çok maden kazanmanın en akıllıca iş olduğu üzerine tartışmalar yapmışlardır. Metafizik :felsefe'nin bir dalıdır. İlk felsefeciler tarafından, "fizik bilimlerinin ötesinde kalan" anlamına gelen "metafizik" sözcüğü ile felsefeye kazandırılmıştır. Nicelik: Sayısal çokluk Nitelik: Yapısal çokluk O Otokrasi: iktidarın sadece tek bir bireyde toplandığı yönetim biçimi Oligarşi: iktidarın çeşitli grup ve zümreler ile paylaşıldığı yönetim biçimi Oryantalizm: doğu kültürüne, dillerine ve tarihine dayanan araştırma Oligopolistik: tekelci zümre İ İlhak: işgal İltihak: katılma R Ruşeym: henüz doğum, meydana gelme aşamasında olan Reel sosyalizm: Sovyetler birliği sosyalizmi S Spontane: kendiliğinden Seküler: din dışı Skolastik: Skolastik felsefe, Latince kökenli schola (okul) kelimesinden türetilen scholasticus teriminden gelmektedir ve kelime anlamı olarak okul felsefesi demektir. Bu anlam önemlidir, zira skolastik felsefe, ortaçağ düşüncesinde doğru'nun zaten mevcut olduğu düşüncesine ve felsefenin okullarda okutularak öğretilmesine dayanan bir yaklaşım sergiler. Bu felsefenin temeli teolojidir, ona dayanır ve onu desteklemeye çalışır Septisizm:şüphecilik veya kuşkuculuk olarak da adlandırılan felsefi görüş. T Tahrif: bozma, orijinin değiştirilmesi Tikel: Bir türün bütün bireylerine değil de bir ya da birkaç bireyine ilişkin olan. Troçkizm: Lev Troçki tarafından geliştirilen Marksist teori. Troçki, öncü partinin gerekliliğine inanan bir Leninistti. Stalin'den ayrılan yönü, sosyalizmin tek ülkede kurulabileceği düşüncesine katılmaması, sadece dünya çapında bir devrimin başarılı olabileceğini düşünmesiydi. P Paradoks: Kendi içinde çelişen V Varoluşçuluk : iradesi ve bilinci olan insanın, irade ve bilinci olmayan nesneler dünyasına fırlatıldığını savunan felsefe okulu. Varoluşçulara nesnenin kendisi ile dışarıdan 2. nesneler tarafından algılanışı farklıdır. Vulgar: Kaba Volantarizm: İradecilik (Klasiklerde aşırı iradecilik anlamında kullanılıyor) U Uvriyerizm: işçi sınıfı kuyrukçuluğu DÜZELTME VE KATKILAR İÇİN: cerevs@gmail.com 2 yorum var - 18 Ocak 2008 23:34Okumalarda Zorlanabileceğimiz Kavramlar: • analiz:çözümleme. • antagonizm:uzlaşmazlık. • antinomi:başlangıçta zorunlu nedenlerle her biri doğru sayılan iki önermenin mantıksal çelişkisi. • antropomorfizm:insanbiçimcilik,doğanın insansal özelliklerle bezendirilmesi. • apriorizm:deneycilik. • çatışkı:antinomi. • demiurgos:platon’dan beri varsayılan manevi evren yaratıcısı. • dogmatizm: a priori ilkeler, çeşitli dogmalar ve asla değişmeyeceği kabul edilen mutlak değerleri kabul eden, bu bilgilerin mutlak hakikat olduğunu, inceleme, tartışma yahut araştırmaya ihtiyacın olmadığını savunan anlayışa dogmatizm denir. • duyumculuk: deneycilik, ampirizm veya empirizm, bilginin duyumlar sayesinde ve deneyimle kazanılabileceğini öne süren görüştür. deneyci görüşe göre insan zihninde doğuştan bir bilgi yoktur. insan zihni, bu nedenle boş bir levha (tabula rasa) gibidir. • egzistansiyalizm :varoluşçuluk. • etika:töreler öğretisi. • fenomen: türkçe karşılık olarak "görüngü" kelimesi önerilmektedir. belirli bir şekilde görünür olayları belirtmek için kullanılan, türkçe'de de olay anlamında günlük dilde kullanılan kelime. olağan olmak ya da olmamak fenomenin fenomen olması belirlemez. buna bağlı olarak olağanüstü bir fenomenden de, olağan bir fenomenden de bahsedilebilinir.günümüzde,”şaşırtan”;sosyolojik anlamda fenomen sayılmakta, başka bir yöndense ilgi çeken haber konularına fenomen şeklinde yaklaşılmaktadır. bu anlamda kullanılan terimin açık ve genel geçerli bir tanımı var görünmemektedir. • fütüroloji: gelecek bilimi, gelecekbilim veya gelecek çalışmaları; gelecekte gerçekleşebilecek veya geleceğe dair bilimsel, teknolojik ve sosyolojik gelişmeleri, olağan durumun şartları ve trendlerini temel alarak, inceleyen ve tahminler yürüten bilim dalıdır. • ikicilik: “düalizm” terimi, felsefe ve teoloji başta olmak üzere farklı konularda çeşitli doktrinlerden bahsetmek ve bunları tanımlamak için kullanılabilir. bu doktrinlerin hepsinde iki temel maddenin (çoğunlukla zıt) var olduğu kavramı vardır. bu zıtlıklar, özellikle de zıt güçler veya zıt ontolojik veya epistemik kategoriler olabilir. • irrasyonel:akla aykırı • izomorfi:eşbiçimlilik,sistemlerin,nesnelerin,teorilerin yapıları bakımından uyuşması durumu. • kalkül:hesaplama. • kategorik:koşulsuz olarak geçerli. • kesiklilik:süreksizlik,kopuk bağımlılık. • kolektif (toplumsal) bilinçaltı: genetik köklerde bulunan etmenlerin kitle psikolojisini belirlemesi etrafa sinen enerjinin birbirinden ayrı bireylerde ve ayrı mekân ve zamanlarda benzer dışavurumlar ve düşünsel yönelişlerde bulunmaya iten etkileri, özellikle sanatçılar. kitlenin ruhunu ve yönelimlerini hissederek yaptıkları üretimlerde dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar benzer dışavurumlarla ortaya koyarlar, bu toplumsal bilinçaltının bir sonucudur. • mahçılık:ampriokritisizm akımının bir parçası olan burjuva felsefesi. mach’a göre, evrenin bilimsel olarak anlaşılmasının tek yolu duyumlardır. bilim, ancak duyumlarının üzerinde etkide bulunan olguları dikkate aldığında dünyayı kavrayabilir. duyumların algıladıkları dışında bir şey aramak mach’a saçma gelir ve buna karşı çıkar. duyumlar tarafından verilen olayları da sesler, kokular, ve tatlar gibi şeyler olarak sıralar. örneğin ona göre fiziğin konusu, cisimler arasındaki ilişki değil, duyumlar arasındaki ilişkidir. deney, bu duyumları çoğaltarak gerçeği anlamamıza yardımcı olur. bilimi duyumlarda sınırlayan mach, bundan dolayı özellikle ludwig boltzmann'ın geliştirdiği atom teorisine, atomlar gözlenemez olduğu için, karşı çıkar. termodinamik, gazların kinetik teorisi gibi teorilere deşüpheyle yaklaşmıştır. • maltüsçülük: (malthus)bu fikre göre uygun şartlarda her hangi bir popülasyon, besin maddelerinin artışından daha hızlı bir oranda artar ve böylece zamanla kişi başına düşen besin miktarı azalır. toplumda liberal bir anlayışın hakim olması gerekliliğini savunan görüş, fakir halk kesimlerine yapılan (özellikle kamusal) yardım programlarına karşı çıkmıştır. her türlü toplumsal müdahaleye ve yardıma muhalif olmuştur. • mantıksal amprizm:pozitivizm. • monizm:her şeyin bir tek zorunluluğun, ilkenin, madde veya enerjiden olduğunu iddia eden metafiziksel ve teolojik görüştür.monizm, mutlak olarak iki tür madde (veya zorunluluk, ilke) olduğunu ileri süren dualizmden ve mutlak olarak birçok türde madde (veya zorunluluk, ilke) olduğunu ileri süren pluralizmden ayrılmaktadır. • nedensellik:genel olarak nedensellik ilkesi olarak bilinen ve olay ve olguların birbirine belirli bir şekilde bağlı olması, her şeyin bir nedeni olması ya da her şeyin bir nedene bağlanarak açıklanabilir olması ya da belli nedenlerin belirli sonuçları yaratacağı, aynı nedenlerin aynı koşullarda aynı sonuçları vereceği iddiasını içeren felsefe terimi. • nesnellik:yaygın olarak her tür öznel etki ve öğelerden bağımsız olabilme durumunu ifade etmek icin kullanılan bir terimdir. nesnel bilginin temellendirilmesinde ileri sürülen argümalar aynı şekilde burada da geçerlidir. nesnellikten kastedilen, özneden kesin bir şekilde bağımsızlıktır, daha doğru bir değişle öznenin (tüm öznellilerinin ötesinde kalarak) birebir nesnenin kendisine uygunluğudur. bunun nasıl olabildiği, kuramsal düzlemde açık değildir; dolayısıyla da bu haliyle nesnellik bir varsayımdan ibarettir. • nihilizm:hiççilik. • nominalizm:(adcılık)kavramların, sözcüklerin, tanımların, tasarımların, hatta konuşulan dillerin gerçek ya da nesnel hiçbir varlığının veya anlamının bulunmadığını öne süren felsefe anlayışı. • otomasyon: otomasyon, bir işin insan ile makine arasında paylaşilmasıdır. toplam işin paylaşim yüzdesi otomasyonun düzeyini belirler. insan gücün yoğun olduğu otomasyon sitemleri yarı otomasyon, makinenin yoğun olduğu sitemlerde tam otomasyon olarak adlandırılırlar. • önerme:”mantıkta”, öne sürülen bir ifadenin, değeri ya doğru ya da yanlış olmak zorunda olan içeriğine denir. • örgüt:teşkilat, organizasyon. belirli bir amaç ya da amaç grubuna yönelik, birbiriyle bağlantılı eylemlerin gerçekleştirilmesi için bireylrin önceden belirlenmiş davranış kalıpları, görevler ve sorumluluklar çerçevesinde bir araya gelmesiyle oluşan, tamamlayıcı ve süreklilik gösteren toplumsal yapılanmadır. • ploralizm:çoğulculuk. • pasifizm:barış parolası altında savaşın tüm biçimlerine kesinlikle karşı çıkan burjuva ideolojisi. • politoloji:günümüzde burjuva siyasal biliminin adı. • prognos:bilimsel tahmin. • sansüalizm:duyumculuk. • solipsizm:tekbencilik.idealizmin bilgi teorisi ile ilgili görüşü.yalnızca “ben”in varlığını tanır. • teleoloji:tüm doğa fenomenlerinin bir uyum içinde bir amaca hizmet için varolduklarını savunan idealist görüş. • temaşacı:durduğu yerden seyredici.yalnız yorumlayıcı. • teori: kuram veya teori, sistemli bir biçimde düzenlenmiş birçok olayı açıklayan ve bir bilime temel olan kurallar, yasalar bütünüdür. KATKI VE DÜZELTMELER İÇİN:cerevs@gmail.com 17 yorum var - 25 Aralık 2007 23:13Biliyorum daha var.ancak aklıma takılan beni sinir eden bir mevzuyu yazayım dedim bugün.yani asimilasyon,yok sayma,yok etme politikasının bir uzantısı olarak ezdiği ulusun geleneklerini sanki kendininmiş gibi göstermeye çalışan egemen ulus,egemen sınıf,burjuva ideolojisi politikaları… Öncelikle Newroz nedir? Newroz, Kürt halkının demirci Kawa önderliğinde Dehak zulmüne isyan ateşini tutuşturduğu ve zaferle taçlandırdığı gündür .New: Yeni, Roz: gün, "Yenigün" anlamına gelir .Bahar yeniliktir . Hareketlilik ve canlılıktır kışın tembellliğin,monotonluğunun ve donukluğunun silkinişidir.Bahar mevsimi mücadele ve başkaldırı günleriyle doludur.Aradan 2616 yıl geçmesine rağmen, direniş özünü kaybetmeksizin her 21 Mart günü coşkuyla Kürt ve İran halklarınca kutlanan Newroz, halkların özgürlüge olan özlemini ve inancını da taşır yüzyıllardır… Peki Nevruz nedir?veya ne olduğu iddia edilir? “Nevruz, Türk dünyasının kuzeyinden güneyine, batısından doğusuna kadar uzanan engin coğrafyada yaşayan toplulukların pek çoğu tarafından yaygın olarak kutlanan bahar bayramıdır.Bütün bayramların dinî ve millî bir inanıştan, o toplumu ilgilendiren ortak bir hatıradan, geleneklerden, duygulardan ve tabiatın insanlara tesir eden bir olayından doğduğuna inanılır.” Ve hatta… !!! şimdi açıkçası ben bunu aydınlatmak için yazmışsam da eğer yanlış biliyorsam aydınlatın lütfen.bu hırsızlık değil mi?bu asimilasyon değil mi? Özellikle Kürt arkadaşların da yorumları konuyu daha fala aydınlatabilir.zira bir Yunanistan Göçmeni olarak yanlış bilgi de vermek istemem Kürt tarihinde Newroz Bayramının çıkışı ve tarihi bir kaç şekilde anlatılmaktadır. B.Nikitin, Newroz'un ) tarihinin çok eski yıllara dayandığını ve mitolojik bir kabukta, somut tarihi olaylann saklı olduğunu ve onu efsaneleştirdiğini belirtiyor. Yazılı kanıtların çok az olduğu dönemlerde Newroz'un tarihsel gelişimini sagııklı bir şekilde yazmak tarihçileri zorlamışbr .Kürt tarihçileri, Kürtlerin en eski dini olan Zerdüşt'ün Kitabı Zendavester'de, Firdevs'in Şerefnamısinde Ömer Hayyam'ın Newroz namesinde ve Şerefxan'ın Şerefnamısinde ve günümüzde çeşitli yazılı eserlerde Newroz değişik şekillerde işlenmiş, bugüne taşınmıştır . 7 yorum var - 19 Aralık 2007 19:26telefonum çalıyor.saat gecenin dördü...bakıyorum.rehberrden sildiğim ama aklımdan silemediğim o numara.tereddüt ediyorum ama açıyorum.aklımdan silemediğim kişi karşımda.özür diliyor,yalvarıyor telefonda.şoka uğramış gibiyim.bu beni aldatan kadın değil mi???ama o kadar çok parçam kalmış ki onda.geliyorum diyor,gel diyorum.gel.affetmek olgusu sevdaya yenik düşüyor.ahlaksızlık biçtiğimiz aldatmalar tutkunun altında eziliyor.sonra sabah...hatırlıyor,ilk iş telefona bakıyorum.böyle bir kayıt yok!!!böyle bir numara aramamış.daha doğrusu son 20 günde arayan yalnız üç numara var;banka,ev,iş...böyle bir görüşme gerçekte hiç olmamış.belki de kendimden ödün vererek affettiğim kadın aslında benden hiç özür dilememiş.saat 4te telefon hiç çalmamış.ama ben açıp konuşmuşum.öyle gerçekti ki...uykuda değildim.bu düpedüz halüsinasyon.insan beyni bu kadar kapsamlı oyunlar oynayabilir mi?cevap:evet... 4 yorum var - 18 Aralık 2007 23:07"Şeytanla dans edersen şeytan degişmez; seni degiştirir..." --8mm "Kim ne derse desin, kelimeler ve fikirler dünyayı değiştirebilir." -- Deat Poets Society "Bir tarladaki mor renkli çiçeklerin yanından geçip de onları farketmemek Tanrı'yı sinirlendirir." -- The Color Purple "Birşeye gerçekten sahip olmak istiyorsan bırak gitsin. Dolaşıp sana geri dönüyorsa, artık sonsuza dek senindir. Aksi halde, başından beri senin değilmiş zaten." -- Indecent Proposal "Insanlar sadece insandır. Sadece içlerinde yaşayan hayvanlar vardır." -- U-Turn "Hala o iki Italyan bayanın ne soylediği hakkinda fikrim yok. Doğrusunu isterseniz, bilmek de istemiyorum. Bazı şeylerin söylenmemesi daha iyidir. Söyledikleri seyin, kelimelerin ifade edemeyeceği kadar güzel ve kalbinizi sızlatacak kadar duygulu birşey olduğunu düşünmek istiyorum." -- The Shawshank Redemption "Aşk bir mayın tarlası gibidir; bir adım atar ve parçalara dağılırsınız. Kendinizi toparlar sonra aptalca bir adım daha atarsınız. Sanırım bu insanın doğasında var, yalnız kalmaktansa parçalara dağılmayı tercih ediyoruz." -- Love and Sex "Vücudundan kurtul, sadece zihnin ve ruhunla yaşa, o zaman toprak altında da nefes alabilirsin." -- Dünyayı Kurtaran Adam "Bir kadınla 12 yıl evli kaldıktan sonra, kahvaltı masasına oturup, şekeri uzatır mısın? ... bu arada, ben boşanmak istiyorum, diyemezsin. Bu o kadar kolay degil." -- The Apartment "Gözlerin nefretle dolu. Bu güzel. Nefret insani canlı tutar." -- Ben-Hur "Herkes... Herkes cennete ulaşmak icin önce cehennemden geçmelidir." -- Cape Fear "Üzerinde durduğunuz kaya yuvarlanmaya başlarsa atlayın. Yoksa siz de onunla birlikte yuvarlanip ezilirsiniz. Sadece aptallar kayanın üzerinde durmaya çalışırlar..." – Ran "Eger sevdigimiz kisiler bizlerden calinmissa, onlari uzun yasatmanin yolu, onlari sevmekten asla vazgeçmemektir. Binalar yanar, insanlar ölür ama gercek ask ölümsüzdür.." -- The Crow "Birgün güçlü bir yağmur yağacak ve caddelerdeki tüm bu pislikleri temizleyecek" -- Taxi Driver "Hayatta güvendiğim sadece iki kişi var. Birisi kendim, diğeri ise sen değilsin." -- Con Air "Ayda 500 dolara herkesi öldürebilirim. Ama şunu unutma ki, seni öldürmek için para istemem" -- The Last Samurai "Tüm umudunuzu kaybetmek özgürlüktür...Anlatıcı –" Fight Club "Zaman en iyi yazardır. Her zaman mükemmel sonu yazar." --"Limelight" "Tanrı'yla konuşmak mi istiyorsun? O zaman beraber gidip onu görelim, yapacak daha iyi bir işim yok... “ --Indiana Jones 0 yorum var - 17 Aralık 2007 20:30Bizim neslimiz Büyük Depresyon'u ya da Büyük Savaş'ı yaşamadı. Bizim savaşımız ruhsal bir savaş. Bizim depresyonumuz kendi hayatlarımız... Biz televizyon izleyerek, milyonerler, sinema tanrıları, rock yıldızları olacağımıza inanarak büyüdük, ama olmayacağız. Şimdi bunu anlamaya başlıyoruz... Ölüler tek bir şeyi bilirler: Hayatta olmak daha iyidir. Hayatta yaptıklarımız, sonsuzlukta yankılanır... Konu duygular olduğunda, büyük kahramanlar bile aptalca davranabilirler... O mükemmel değil. Sen de mükemmel değilsin. Asıl soru birbiriniz için mükemmel olup olmadığınız... Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir. Bazen senle hiç tanışmamış olmayı diliyorum. Çünkü tanışmamış olsaydık, geceleri yatarken dünyada senin gibi biri olduğunu bilmeden uyuyabilirdim... Karım beni içki içtiğim için mi terketti yoksa karım beni terkettiği için mi içmeye başladım hatırlamıyorum... Eğer yanıtlarım seni korkutuyorsa, o zaman korkutucu sorular sormaktan vazgeçmelisin... Bu açıklanamaz, ama hissedersin. Hayatın boyunca dünyayla ilgili bazı şeylerin yanlış olduğunu hissetmişsindir. Ne olduğunu bilmezsin, ama o ordadır; beynine saplanmış bir kıymık parçası gibi... Seni deli eder... Ernest Hemingway, "Dünya güzel bir yer ve de uğruna savaşmaya değer" demiş. Ben cümlenin ikinci yarısına katılıyorum. Her zaman, gerçek bir "hiçkimse" olmaktansa, sahte bile olsa "biri" olmanın daha iyi olacağını düşünmüşümdür... En heybetli düşünceler bile çok sık duyulduğunda gülünç olurlar. Kibir, benim en gözde günahımdır. Her sokak köşesinde, her evde, ölümcül bir günah görüyoruz ve hoşgörüyoruz. Hoşgörüyoruz çünkü sıradan, çünkü olağan. Sabah, öğle ve akşam hoşgörüyoruz. Hayır, artık olmaz. Ben örnek oluyorum ve yaptığım şey şaşırtacak, incelenecek ve izlenecek... Sonsuza dek..." Küçük kız çocuğu: Anna Scott: Can I stay for a while? Öldürmek, sigara içmeye benzemez. Onu bırakamazsın. Adım Maximus Decimus Merdius. Kuzey orduları kumandanı, Felix Lejyonları'nın generali,gerçek imparatorun sadık hizmetkarı, Marcus Aurelius. Katledilmiş bir erkek çocuğun babası, katledilmiş bir kadının Parmak gökyüzünü gösterirken sadece aptallar parmağa bakar.. 10 yorum var - 09 Aralık 2007 19:48Yine emeğimi sattığım günlerden biri...Ben emeğimi devlete,eğitim gördüğüm üniversiteye satıyorum.Yemem,içmem,gezmem ve ertesi gün tekrar işe gelecek motivasyonu sağlamam için onlar da bana nacizane bir "harçlık" ödüyorlar.Ertesi gün işe gelmem önemli çünkü onlar için...Kitapları taşıyacak hamallara ihtiyaçları var...Yaka kartlı,düzgün traşlı,güleryüzlü hamallar... kitap diz,kitap taşı, az biraz da ayak işi, sen şanslımısın ki işçi? kırdın mı ki zincirlerini??? Kütüphanede tarih kitapları var,yazmaz burjuva kemali,Suphileri...Bizi makinalaştırdıkları yetmiyormuş gibi,kahramanlık destanları pohpohlayıp sömürücülere raflar dolusu;inanmamızı beklerler "kişisel gelişim"e,"kısa yoldan CEO olmanın yolları" (1) na...Lenin'in,Stalin'in,Che'nin cani,zorba olduğunu yazan onlarca kitap...tonlarca taş yığını...ama sevdiğim bir raf var kütüphanede...150000 kitabın 1000i var bu rafta.boş vakitlerimde o rafa gider seyrederim uzun uzun,beklerim umutla birileri gelir diye...Sakallı amcamların (2) kitapları vardır bu rafta.kimse dokunmasa da benden başka,severim o rafı usulca.hayatlarını "kişisel gelişim"e adamış onlarca boş zihin;inanırlar başkalarını ezerek yükselmek gerektiğine.ve o raf boş kalır hep... Sakallı amcam hep "bu düzende çalışanlar birşey elde etmez,elde edenlerse çalışmazlar" (3) derdi...Doğru söylermiş o amcam.Burjuvalar yakında zincirlerimizi de parayla satmaya başlayacaklar bizlere...Sömürü bol,ama ses yok hala..."Uyan artık esirler dünyası" (4) diye haykırasım var.bizim rektör unakıtanla yemeğe çıkmışmış...bilmezler ki o yedikleri senin hakkın..."Burjuvalar onları astığımızda iplerini bize kendileri satacaklar" (5) derdi diğer amcam.pos bıyıkları vardı.biz "en sağır kulaklara sevdalar fısıldaya duralım" (6) onlar yiyorlar tıka basa.bizim arkadaşlar grup kurdu.bi şarkıları var "yıkalım bu köhne düzeni biz başka alem isteriz" (7) diye ama tutmadı pek.malesef şu aralar herkes "pop" dinliyor... Referanslar; 1)Leo Hindery |